MOJAVE ÇÖLÜNDE METALDEN BİR HAYAL DÜNYASI – GEZGİN YÜZLER
MOJAVE ÇÖLÜNDE METALDEN BİR HAYAL DÜNYASI- EMEL FIRATLI

Amerika’nın güneybatısında bulunan Mojave Çölü’nün uçsuz bucaksız ıssız coğrafyasında, özellikle de güney sınırına yakın Borrego Springs bölgesinde yolculuk yaparken çöl, size çok güzel bir sürpriz yapar. Burası, sanatçı Ricardo Breceda tarafından tasarlanan 130’dan fazla çelik heykele ev sahipliği yapmaktadır. Kilometreler boyunca uzanan, sessizliğin, tek düze manzaranın, yakıcı güneşin eşlik ettiği o boşluk hissini tatlı bir sürprize dönüştüren dev metal yaratıklar; doğa ile insan yaratıcılığının büyüleyici bir sentezini sunuyor.



Her şey Avery Dennison şirketinin varisi Dennis Avery’nin, arazisini bir tür açık hava müzesine dönüştürme isteği ile başlamış. Meksikalı sanatçı Ricardo Breceda ile anlaşarak, bu hayalini gerçekleştirme adımını atmış ve ilk heykeller, 2008 yılında çöldeki yerlerini bulmuşlar.
Yaklaşık dört yıl süren çalışmalar sonucu sanatçı, 130 adet eserin çölde sergilenmesine vesile olmuştur. Bu heykeller devasa boyutlarda olduğundan ve metalden yapıldığından uzun çalışmalar gerektirmektedir. Örneğin bu açık hava müzesinin en ikonik eserlerinden 100 metre uzunluğundaki çöl yılanının tasarımı 3 ay, yapımı 3 ay sürmüştür.



Bu eserlerin yapılmasını sağlayan Denis Avery, 2012 yılında vefat etmiş ama sanatçı Ricardo Breceda, sonraki yıllarda bölgeyle bağını koparmamış, yeni eserler eklemeye ve mevcutların da bakımı ile uğraşmaya devam etmiştir.

Çöl sanatında metal, özellikle de Corten çeliği kullanılmış. Bunun tercih edilmesinin en önemli nedeni; aşırı sıcak ve kum aşınmasına karşı dayanıklı olması. Bir de metalin zamanla oksitlenerek kızıl-kahve tonlarına dönmesi. Heykellerin parlak değil de paslı kahverengi tonlarında bırakılması, çok akıllıca bir seçim olmuş. Çünkü bu renk çölün toprağıyla, kayalarla ve kuru atmosferle güzel bir uyum yakalıyor. Sanki zamanla doğanın bir parçasına dönüşmüş gibi duruyorlar.



Mojave Çölü, düşük nem oranına sahip olduğundan, metal kontrollü olarak paslanmaktadır. Hızlı çürüme olmamakta, aksine yüzeyinde koruyucu bir oksit tabakası oluşmaktadır. Bu da heykellerin on yıllarca bakım gerektirmeden ayakta kalmasını sağlamaktadır.



Çölde hava açık ve gün ışığı dik geldiğinden, metal heykellerin yarattığı keskin gölgeler, gün boyu değişen illüzyonlar oluşturmaktadır. Ayrıca çölün uçsuz bucaksız düzlüğü, sadece birkaç metre olan heykele devasa bir görünüm katmaktadır. Bu heykellerin çölde olmasının bir güzel tarafı da rüzgârın içi boş bu heykellere değdiğinde oluşan çöl müziğidir.
Her ne kadar biz görememiş olsak da burası özellikle gün batımında inanılmaz bir atmosfere dönüyormuş. Gökyüzü, turuncu, mor, pembe renklere bürünürken, metal heykellerin de yüzeyinde renk oyunları meydana geliyormuş.




Çöldeki heykellerin büyük bir kısmı; tarih öncesi hayvanlardan oluşmakta. Tabii ki bu da tesadüf değil, bazı gerçeklere dayanıyor. Araştırmalara göre; Anza- Borrego bölgesi, milyonlarca yıl önce bu günki gibi çöl değildi. Burada; mamut, dev tembel hayvan, eski deve türleri ve tarih öncesi filler gibi bazı canlıların fosilleri de bulunmuştur.
Heykeller üzerindeki işçilik de çok başarılı. Kas yapılarının, tüylerin ve deri dokusunun verilmesi için her birinde büyük titizlikle uğraşılmış. Sadece hayvanlar değil, üzüm toplayan insanlar da olduğu gibi farklı konseptlere de yer verilmiş.
Ancak bölgenin en ikonik ve en çok fotoğraflanan heykeli, yaklaşık 100 metreyi aşan uzunluğuyla çölün içine girip çıkıyormuş gibi görünen tasarımıyla dev deniz ejderhasıydı bana göre.



Her ne kadar sağlam metalden yapıldığını söylesek de çölün sıcağına, kumun yıkıcı etkisine direnemeyip devrilen heykellere de rastladık maalesef. Tabii hepsinin bakımları yapılmakta ama kendilerine sıra gelene kadar sergiledikleri görünüm, doğanın yıpratıcı etkisini de gözler önüne sermekte.
Metalden yapılan heykeller, bu bölgede o kadar çok sevilmiş ki evlerin bahçelerinde, parklarda ve hediyelik dükkanlarda da rastlamanız mümkün.






