SINIRLARI YÜRÜYEREK GEÇMEK- LİHTENŞTAYN (GÖKHAN FIRATLI)
SINIRLARI YÜRÜYEREK GEÇMEK- LİHTENŞTAYN (GÖKHAN FIRATLI)

Avrupa’nın mikro ülkelerinden Lihtenştayn, büyük şehirlerin şaşaası olmayan ama bir ülkenin olması gereken bütün kimliğini birkaç sokakta saklayabilen, Avrupa’nın ortasında zarif bir prenslik. Avusturya ve İsviçre arasında sıkışmış, 160 kilometrekare büyüklüğündeki bu küçük ülke, refah düzeyinin yüksekliği ile de çok şaşırtıyor.

Üstelik Roma Cermen İmparatorluğu döneminden günümüze kadar bağımsızlığını koruyabilmiş dünyadaki tek prenslik olma unvanını da koruyor. Bağımsız bir prenslik olmalarını sağlayan da Liechtenstein Hanedanlığının 1719 yılında, İmparatorluk içinde toprak satın alması. Günümüzde, kişi başına düşen milli gelir çok yüksek olup Avrupa’nın yetkileri en geniş monarşilerinden biri tarafından yönetilmektedir.
Suç oranının neredeyse sıfır olduğu ülkede ordu bulunmamakta, para birimi olarak da İsviçre Frangı kullanılmaktadır.

Ülke, muhteşem doğası ve Orta Çağ’dan kalma şatolarıyla Alplerin gölgesinde konumlanmaktadır. Başkent Vaduz, gösterişli değil; ama sessiz, düzenli, kendinden emin bir başkent. Vaduz’a dair hemen her şey aynı cadde üzerinde sıralanmakta ve böylece kısa süre içinde hem başkenti hem de dolayısıyla ülkeyi gezebilmektesiniz.

Vaduz’un kendine ait bir havaalanı veya tren istasyonu bulunmuyor. Ancak etrafındaki ülkelerin imkanlarından faydalanarak bu ülkeye ulaşmak çok kolay. İsviçre ve Avusturya ile komşuluğu olduğundan, İsviçre tarafından Zürih ve sonrasında Sargans veya Buchs, Avusturya tarafından Feldkirch’ten otobüs ile ulaşım sağlanmaktadır. Ben Münih’ten birkaç aktarmalı tren ve otobüs ile Vaduz’a ulaşımı sağlayıp bir günde gezimi rahatça tamamlayabildim. Yazının başlığını boşuna “Sınırları yürüyerek geçmek” koymadım. Şaka değil, Münih’ten geldiğim için bir gün içinde tam dört ülkeye ayak basmış oldum. Bu arada turistler için şehrin merkezini dolaştıran ve sesli rehber de içeren turistik bir tren hizmet vermekte ve bir turu yaklaşık 35 dakika sürmektedir.

Stadtle denilen ve Vaduz’un kalbi olan cadde, araç trafiğine kapalı ve en canlı bölüm. Zaten görmeniz gereken en önemli yapılar da bu cadde üzerinde ve adeta birkaç adım mesafede sıralanmış durumda. Benim yaptığım gibi ilk olarak turizm bürosundan başlayabilir, buradan şehre ve ülkeye ait harita ve doküman alabilirsiniz. Ayrıca pasaportunuz için hatıra Lihtenştayn damgası da vurdurabilirsiniz. Bu arada hemen belirtmem gerekir; bu damgayı hediyelik eşya satan dükkanlar hatta büfelerden dahi 3 euro karşılığı yaptırtabilirsiniz.



Vaduz’un en bilinen ve dikkat çeken yapısı tabii ki Prens ailesinin yaşadığı Vaduz Kalesi olup şehrin sembolüdür. 12. Yy.a uzanan bir geçmişe sahiptir ve 1712 yılından beri Prenslik ailesi ile ilişkilidir. Halen Prens ailesi burada yaşadığından içeri girilmesi ve gezilmesi mümkün olmayıp belirli yerine kadar gidip dışarıdan fotoğraflamak mümkündür. Kaleye çıkan patika yol tabelalar ile belirtilmiş olup yaklaşık 1 km. sonra seyir noktasına ulaşabilirsiniz.


Vaduz Belediye Binası (Rathaus) hemen önündeki “Tre Cavalli” olarak adlandırılan ve bronzdan yapılmış üç at heykeli ile dikkatinizi çekecektir. 1932 yılında yapılan binanın önündeki heykeller, İsviçreli sanatçı Nag Arnoldiye aittir.

Vaduz’un devlet kimliğini gösteren, ünlü tarihçi ve siyasetçi Peter Kaiser’in ismini taşıyan meydan hem Lihtenştayn Parlamento hem de Hükümet Binalarına ev sahipliği yapmaktadır. Bu meydan aynı zamanda yıl boyunca farklı etkinliklere de sahne olmaktadır.



Hükümet Binası, Neo-Rönesans tarzına sahiptir ve 1905 yılına tarihlenmektedir. Başbakanlık ofisi ve bakanlıkları bünyesinde barındıran binanın cephesinde Lihtenştayn arması dikkatinizi çekecektir. 2008 yılında tamamlanan Parlamento Binası, sarımsı tonlarda özel tuğla ve kiremit kullanılarak yapılmış 3 katlı “uzun ev” ve “yüksek ev” ile bu ikisini bağlayan şeffaf, cam strüktürlü “bağlantı ev” inden oluşmaktadır. Geleneksel Alp çatısını andıran sivri formu ve taş rengi ile sade ama güçlü görünür. Hükümet binası, gezi için kapalı olup parlamento binası, belirli dönemlerde rehber eşliğinde gezilebilmektedir.




St. Florin Katedrali, Neo-Gotik tarzda olup temelleri, 1869 yılında atılmıştır. 1997 yılında Vaduz Başpiskoposluğu kurulunca kilise, Katedral statüsüne yükselmiştir. Vaduz’un hemen her yerinden görülebilen sivri kulesiyle dikkat çekmektedir. Cepheden bakıldığında taş işçiliği ve kulesindeki saat dikkat çeker.




İç cephesinde özellikle gün ışığı vurduğunda etkileyici bir manzara sunan vitraylar ve orgu ile öne çıkmaktadır. Katedralin hemen güney tarafında Prens mezarlığı yer almaktadır. Halk tarafından çok sevilen Prens II. Franz Josef ve eşi Prenses Gina’nın anıt mezarları da buradadır.



Lihtenştayn Post Museum, ücretsiz olarak gezebileceğiniz, ülkenin posta tarihi ve pulları hakkında bilgi alabileceğiniz bir müze. Dünyaca ünlü Lihtenştayn pullarının nadide örneklerini görebildiğiniz gibi buradan kendinize bir kart atmayı da düşünebilirsiniz.



Lihtenştayn Sanat Müzesi ( Kunstmuseum) modern ve çağdaş sanat tutkunları için Avrupa’nın en prestijli müzelerinden biridir. Ayrıca parlatılmış bazalt taşından yapılmış küp tarzı binası Vaduz’un en dikkat çeken modern yapılarından biridir. Hemen bitişiğinde beyaz küp tarzında Hilti Sanat Vakfı yer alır. Picasso, Giacometti, Boccioni gibi usta sanatçıların eserleri yer almaktadır.

Lihtenştayn Ulusal Müzesi; ülkenin tarihi, sosyal yaşamı, geleneksel kıyafetleri, arkeolojisi hakkında bilgi alabileceğiniz yegâne adrestir. 3000’den fazla eserin sergilendiği müze, eski bir han ve ona yapılan modern bir ek binadan oluşmaktadır. Bu arada 1788 yılında Goethe’nin bu handa kaldığı bilgisini de paylaşmak isterim.


Bütün bu saydıklarım birbirine çok yakın mesafede olan ve görülmesi gereken yerler. Ancak bir yer daha var ki burası da kesinlikle atlanmamalı. Vaduz merkezden yaklaşık 1,5 km. uzaklıkta olup 17-18 dakikada yürüyerek ulaşabileceğiniz tarihi ahşap köprü (Alte Rheinbrücke) Ren Nehri üzerinde konumlanmaktadır. Lihtenştayn ve İsviçre’yi birbirine bağlayan köprü, 135 metre uzunluğunda olup sadece yaya ve bisiklet trafiğine açıktır.



Aslında buradaki ilk köprü, 1870 yılında inşa edilmiş ancak nehrin hırçın suları nedeniyle ömrü uzun olmamıştır. Mevcut tarihi köprü ise, 1901 yılında tamamlanarak hizmete girmiştir. Ahşap ve demirin birleştiği “Howe Kafes Sistemi” kullanılmıştır. Köprünün ömrünün uzun olması için de üzeri kapalı olarak inşa edilmiştir. 200o li yıllarda restore edilen köprünün orta noktasında Lihtenştayn ve İsviçre sınırını ve resmi armalarını görebilirsiniz.



En son Vaduz’u süsleyen şehrin değişik noktalarına serpiştirilmiş heykellerden de bahsetmek isterim. İçlerinde bana göre en dikkat çekeni; Kolombiyalı sanatçı Fernando Boteroya ait olan “Uzanıp yatan kadın” heykeli olup Vaduz Sanat Müzesinin hemen önünde yer almaktadır.



Diğer heykellerden de birkaç örnek paylaşmak isterim.





