BAVYERA KRALLARININ GÖRKEMLİ DÜNYASINA YOLCULUK; MÜNİH REZİDENZ (MÜNCHNER RESİDENZ) – GÖKHAN FIRATLI
BAVYERA KRALLARININ GÖRKEMLİ DÜNYASINA YOLCULUK; MÜNİH REZİDENZ (MÜNCHNER RESİDENZ)
GÖKHAN FIRATLI

“Almanya’nın en büyük şehir sarayı” unvanına sahip olan Münih Rezidansı, Wittelsbach Hanedanı’nın 600 yıllık mirası olup Münih’in tarihi şehir merkezinde yer almaktadır. Günümüzde müze olarak hizmet veren mimari zenginliği, büyüleyici detayları ve yüzyıllık geçmişiyle bu devasa yapı, çok sayıda cepheye ve 10 farklı avlu kompleksine sahiptir.



Sokaklar boyunca uzanan devasa bloklardan oluştuğu için müze girişine ulaşmak epey vaktimi almıştı. Dışardan bakıldığında doğrudan büyük bir müze giriş portalı görünmediğinden kapıyı teğet geçmek de olası. Müze ana giriş alanı; Devlet Operasının olduğu Max-Joseph-Platz ile Residenzstrasse arasındaki geçiş alanında Königsbau binasının iç avlu bağlantısında kalmakta. Bilet için genelde sıkıntı yaşanmamakta ve gezeceğiniz bölümlere göre farklı tip biletler satılmaktadır.


1385 yılında (Neuveste Kalesi) olarak başlayan yapı, sadece Almanya’nın değil Avrupa’nın en etkileyici saray komplekslerinden biridir. Yüzyıllar boyunca yapılan pek çok eklemeler sayesinde her köşesinde farklı bir dönemin sanat anlayışını yansıtmaktadır. Aynı gün içinde Rönesans, Barok, Rokoko ve Neoklasik dönemlerinin iç içe geçtiği büyülü bir atmosfer ile karşılaşırsınız.
II. Dünya savaşı sırasında, bombardımanlardan büyük hasar ile çıkan saray, savaş sonrasında çok uzun yıllar süren çalışmalar sayesinde aslına sadık kalınarak yeniden ayağa kaldırılmıştır. Savaş başlamadan içindeki önemli eserlerin depolara kaldırılıp saklanması da onların günümüze kadar güvenle gelmesini sağlamıştır.


Dışarıdan bakıldığında çok sade bir görünüm arz eden rezidans, içine girdiğinizde her bir salonu ayrı güzel olan, işlemeli tavanları, altın varaklı yapıları, devasa avizeleri, dönemi yansıtan mobilyaları ile sizi çok etkileyecektir.
Saray çok büyük olduğundan tamamını gezmek hem çok vakit alacak hem de çok yorucu olacaktır. Geziye başlamadan önce bir plan yapıp sadece önemli bölümlere fazla zaman ayırarak gezmek bile inanın en az 4-5 saatinizi alacak ve epey yorucu olacaktır. Rezidansın mutlaka görülmesi gereken en muhteşem salonu Antiquarium dur.
REZİDANSIN EN ETKİLEYİCİ BÖLÜMÜ; ANTİQUARİUM



Sarayın en büyük dönüşümü, Dük Wilhelm V zamanında yaşanmıştır. Antik Roma eserlerine duyduğu ilgi dolayısıyla ve koleksiyonunu sergileyecek salon arayışı sonucu Rezidansın en etkileyici bölümü olan Antiquarium, onun zamanında inşa edilmiştir. 66 metre uzunluğu ile gerçekten çok dikkat çeken Rönesans salonudur.



Altın bezemeli ve tonozlu tavanında Mitolojik sahneler ile Bavyera tarihinden figürlerin yer aldığı tavan resimleri çok etkileyicidir. Resmi davetlerde ve kutlamalarda da kullanılan salonun perspektif derinliği ve ışık açısı fotoğraflara da yansımaktadır.
ATALAR GALERİSİ (AHNENGALERİE);






Wittelsbach Hanedanı’nın soyağacını sergileyen Atalar Galerisi aynı zamanda Rokoko sanatının en güzel temsilcilerinden biri kabul edilir. Bavyera Kralı VII.Karl Albert tarafından yaptırılmıştır. Uzunluğu 120 metre olan galeride, Hanedanın ataları kronolojik sırayla sergilenmektedir. Altın varaklı süslemeler, Rokoko bezemeleri, tavan freskleri burayı çok farklı bir mekana dönüştürmektedir.

GROTTENWAND (MAĞARA DUVARI-GROTTO ÇEŞMESİ);

Rezidansın en ilginç ve sıra dışı bölümlerinden birisi de burasıdır. Bütünüyle deniz kabukları, mineraller, mercanlar, tüf taşları ve porselen parçaları kullanılarak mozaik tarzında işlenmiştir. İtalyan Rönesans Maniyerizm tarzından esinlenilmiştir. Süslemelerde mitolojik varlıklar da kullanılmıştır.






Sarayın birbirinden güzel arka arkaya sıralanan çarpıcı bölümleri bulunmaktadır. Rokoko tarzı düzenlenmiş “Seçmen ve kabul odaları”, Rokoko mobilyalarla ve süslü duvar kağıtlarıyla düzenlenmiş tarihi yatak odaları, goblen tabloların yer aldığı salonlar, dinlenme ve çalışma odaları bulunmaktadır.




TÜM AZİZLER SARAY KİLİSESİ ( ALLERHEİLİGEN -HOFKİRCHE);



Burası Kral Ludwig’in isteği ile 19. Yüzyılda Neo-Bizans ve Neo-Romanesk tarzında inşa edilmiştir. Palermo’da bulunan Capella Palatina buraya ilham olmuştur. Günümüzde daha çok konserler ve sanat etkinlikleri için kullanılan zamanının dini yapısı, II.Dünya Savaşında ağır hasar alsa da tuğla duvarlar ve tonozlu tavan korunarak restore edilmiştir.




Tarihi müzik odaları, Devlet yatak odası, Taht odası gibi pek çok ilgi çeken bölümler yanında goblen odaları benim için çok ilginçti.




Sarayın mutlaka gezilmesi gereken önemli bölümlerinden biri de Hazine olup buraya ekstra bir bilet almanız gerekmektedir. Eğer Rezidansın bahçe ve avlularını da gezinize katmak istiyorsanız bir gün bile size yetmeyecektir.






