ALCATRAZ: KAÇIŞIN İMKANSIZ OLDUĞU ADA

 

 

ALCATRAZ: KAÇIŞIN İMKANSIZ OLDUĞU ADA

1_640x480

Öyle bir yer ki….. San Fracisco Körfezinde, denizin ortasında küçük bir ada. Manzara müthiş ama aynı zamanda burası, dünyanın en ünlü hapishanelerinden biri; ALCATRAZ. Pek çok filme konu olmuş, merak uyandırmış. Burası sadece bir hapishane değil…. Bir hikâye.

Yükselen devasa bir kaya parçası görünümünde olduğundan “The Rock” olarak anılan ada-hapishane, sadece duvarları ve parmaklıklarıyla değil, etrafını saran dondurucu suları ve köpekbalığı efsaneleriyle de tarihin en karanlık sayfalarında yerini almış bir yer.

6_360x480

Alcatraz adını alması, 1775 yılına ve burayı keşfeden İspanyol kâşif Juan Manuel de Ayalaya kadar uzanıyor. İsim babası, buraya “Pelikanlar Adası” anlamına gelen “La Isla de los Alcatraces” adını veriyor. Önceleri burası deniz feneri ve 1850’lerde askeri üs olarak kullanılıyor. Hatta adada bu dönemlere ait bazı objeler sergileniyor ve açıklamalara da yer veriliyor.

5_640x480

Stratejik konumu ve kaçılmasının neredeyse imkânsız olması nedeniyle 1934 yılında burası Federal Hapishaneye dönüştürüldü. Özellikle sistemin başa çıkamadığı tehlikeli suçlular, toplumdan tamamen izole edilmek için buraya gönderildi.  Zaten buranın bazı ünlü misafirlerini andığımızda olay çok daha iyi anlaşılmakta. “Scarface” lakaplı Al Capone, “Alcatraz Kuşçusu” Robert Stroud, George “Machıne Gun” Kelly bunlardan sadece birkaçı.

21 Mart 1963 yılında yüksek işletme maliyetleri nedeniyle kapatıldıktan sonra yaklaşık on yıllık bir belirsizlik süreci yaşamış 1972 yılında “Golden Gate Ulusal Dinlenme Alanı”na dahil edilmiştir. 1973 yılında da resmen halkın ziyaretine açılmış, 1986 yılında ise “Ulusal Tarihi Dönüm Noktası” ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

2_640x480

Hadi burayı biraz daha yakından tanıyalım. Alcatraz bir ada olduğu için tek ulaşım yolu feribottur. Feribotlar, San Francisco’daki meşhur sahil şeridi üzerinde bulunan ve Fisherman’s Wharf’a çok yakın olan” Pier 33” iskelesinden kalkmaktadır. “Alcatraz City Cruises” firmasının feribotları dışında başka hiçbir teknenin adaya yanaşmasına izin verilmemektedir. Online veya direkt Pier 33’e giderek gişeden bilet alınabilmektedir. Hemen belirtmem gerekiyor; gişede genellikle uzun kuyruk olduğundan, online bilet almak zaman kazandıracaktır.

3_640x480

Adaya feribotla ulaşım ve orada sesli tur (audio tour) dahil olmak üzere gündüz turları 45-50 dolar, gece turları 55-60 dolar, halka kapalı özel tünellerin de görülebileceği özel turlar ise 100-110 dolar civarındadır. Gidiş- dönüş feribot, bilete dahil olup adada kalış süreniz tamamen size bağlı. İstediğiniz kadar burada kalıp her 30 dakikada bir sefer yapan feribotlardan birine binebilirsiniz. Bir önemli hatırlatma daha yapmak isterim; özellikle adadan dönüşte eğer öğle saatlerine denk gelirseniz, açık havada bekleyeceğinizden ve yine kuyruğa girmek zorunda olacağınızdan San Francisco’nun yakıcı güneşine karşı tedbir almanızı öneririm.

13_360x480

Adaya adım attıktan sonra ilk gördükleriniz; bir zamanlar gardiyanların ve idari personelin yaşadığı ancak günümüzde harabe halindeki binalar oluyor. İskelede bir park görevlisi, feribottan inenleri meydanda toplayarak ada kurallarını da içeren bir hoş geldin konuşması yapıyor. Sonrasında İskele ile hapishane arasındaki yolu kendiniz gezerek tamamlıyorsunuz.

16_640x480

18_640x480

19_640x480

20_640x480

İskele sonrası tepeye doğru yürürken gördüğünüz büyük betonarme binalar, eski askeri kışlalar olup bir kısmı sergi alanı olarak hizmet vermektedir. İşte bu alanlardan birinde 1850 li yıllara ait dönemi anlatan asker kıyafetli mankenleri, kullandıkları eşyaları, bilgi panolarını ve haritaları görebilirsiniz. Hatta alanda o dönemlerden kalan devasa paslı toplar da sergilenmektedir. Bir zamanlar burada 100’den fazla top olduğunu da belirtmek gerekir.

7_640x480

9_360x480

10_640x480

8_640x480

“Sallyport” olarak anılan ana giriş kapısı, adanın kale döneminden kalan en eski yapılarından biridir ve üzerinde “Alcatraz Island – 1857” yazısını görebilirsiniz. İskele ile hapishane arasındaki 4oo metrelik yokuşun kenarında, bugün sadece temelleri ve bazı duvarları kalmış olan memur konutlarını, postane binasını, su kulesini ve daha sonra anlatacağım Kızılderililerin hatırası “Peace and Freedom.  Welcome to Indıan Land” yazılarını görüyorsunuz. Aslında burası geçmişte sadece bir hapishane değil aynı zamanda gardiyan ve görevlilerin ailelerinin yaşadığı, çocuklarının oynadığı tezatlarla dolu bir dünya.

11_640x480

14_640x480

15_640x480

16_640x480

17_480x480

Aynı tezatlığı hapishaneye girmeden önce uzun uzun seyrettiğim San Francisco manzarasını izlerken de yaşadım ve hissettim. Bir tarafta kötü şartlar içeren hatta bazıları gün ışığından mahrum parmaklıklar ve duvarların olduğu soğuk hapishane öbür tarafta inanılmaz güzellikte deniz ve San Francisco manzarası.

24_640x480

22_640x480

23_640x480

Hapishane ana binası, belirttiğim gibi en tepede yer alıyor. Buranın ana giriş kapısına geldiğinizde mahkumların kullandığı “Duş Bölgesi” sizi karşılıyor. İşte burada görevliler size sesli anlatımı (audio tour) dinlemeniz için cihazı ve kulaklığı veriyorlar. İstediğiniz dile göre ayarlamayı da yapıyorlar (maalesef Türkçe seçeneği yok) Kulaklığı taktığınız anda sesli rehber eşliğinde hapishaneden efektler ile gezi çok daha etkileyici oluyor. Rehberi yönlendirmesiyle gezi yapıyor, istediğiniz yerde sesi durdurup gezinizi ayrıntılı olarak yapabiliyorsunuz.

Daha önce belirttiğim gibi sesli rehber cihazınızı aldığınız “duş bölgesi” aslında mahkumların, kimliklerinden sıyrılıp birer numaraya dönüştükleri ve hapishaneyle ilk karşılaşıp mahremiyetlerinin yok olduğu, banyolarını yaptıkları yerdi.

25_640x480

26_640x480

27_640x480

Daha sonra hücre bloklarının ve ana koridorun olduğu kısma geçiyorsunuz. Mahkumlar buraya, ironik bir şekilde “Broadway” adını takmışlar. B ve C blokları arasındaki ana koridor olup, gardiyanların devriye gezdiği ve mahkumların hücrelere yürütüldüğü, hapishanenin en geniş ve işlek yolu olduğu için bu adı almış.  Broadway’in sonundaki saatli alan da “Times Square” olarak anılıyor. San Francisco körfezi tarafında kalan koridor da “Michigan Avenue” olarak adlandırılmış. Tecrit tarafında olup en sert cezaların çekildiği, hapishanenin en karanlık ve sessiz kısmı ise Hollywood’un meşhur ışıltılı caddesi “Sunset Strip” adını almış.

33_640x480

29_640x480

28_360x480

Broadway koridoruna bakan B ve C bloklarındaki hücreler, 1,5 metre genişliğe ve 2,7 metre uzunluğa sahiptirler. B bloğu Broadway koridoruna bakarken C bloğunun bir tarafı bu koridora bir tarafı da Michigan dediğimiz koridora bakmaktadır. B ve C bloklarındaki hücrelerde arka duvara sabitlenmiş küçük bir metal tuvalet ve soğuk su akan lavabo bulunmaktadır. Ancak hücrelerin önlerinde sadece parmaklıklar olduğundan, paravan veya perde bulunmadığında mahremiyet yok olmakta mahkumlar, gardiyanların ve karşı hücrelerdeki mahkumların gözü önünde ihtiyaçlarını gidermek zorundaydılar. D bloktaki bazı karanlık hücrelerde ise bu tuvaletler de olmayıp sifon kontrolünün gardiyanda olduğu delikler bulunmaktadır.

35_640x480

36_480x480

Tabii bir de kapısı masif çelikten yapılan ve hiç ışık almayan, buz gibi betonun üzerinde uyumak zorunda bırakılan hücreler de bulunmaktadır. İşte bu tip hücreleri gezerken, kulaklıktan dinlediğim bazı hikâyeler beni çok etkilemişti; mahkumların akıl sağlıklarını yitirmemek ve zamanı anlayamadıkları bu küçücük mekânda vakit geçirebilmek amacıyla düğmelerini koparıp havaya atmaları ve düşüş sesini takip ederek onu bulmaya çalışmaları gibi

31_360x480

32_360x480

 

30_360x480

Hücrelerin bazılarında özellikle iyi hal gösteren mahkumların hücrelerinde; resim yapmaları için kullanılan yarım kalmış boyalar, bazı enstrümanlar, el işi figürler, kitaplar, şahsi eşyalar sizi çok farklı hikayelere götürüyor. Burada kalanların gerçekten azılı suçlular olduğunu unutup içiniz acıyor, ikilemde kalıyorsunuz.

Başta da belirttiğim gibi kaçmanın imkânsız olduğu bu hapishaneden firar girişiminde bulunan 36 mahkûmun çoğu ya vurularak öldürüldü ya da körfezin dondurucu sularında kayboldular. Ancak bir kaçış girişimi oldu ki hala gizemini koruyor ve bugün de onlara ne olduğunu kimse bilmiyor. (Clint Eastwood’un Alcatraz’dan kaçış filmine de konu olmuştur.)

37_480x480

1962 yılında Frank Morris ve Anglin kardeşler, yemekhaneden çaldıkları metal kaşıkları kullanarak hücrelerin arkasındaki havalandırma boşluklarını olağan üstü bir sabırla iki yıl boyunca kazdılar. Kazı seslerini de gizlemek için akordeon müziği kullandılar. Gardiyanların gece kontrollerini atlatmak için de sabun, tuvalet kâğıdı, balmumu ve berberden çaldıkları gerçek saçlarla kafalar yaparak yatakta yatıyormuş izlenimi verdiler. Bu kafalar halen hapishanede sergilenmekte.

38_360x480

İki yılın sonunda bir gece yarısı havalandırma tünelinden çatıya ve oradan da suya ulaştılar. Yağmurluklardan yaptıkları bot ile kaçtılar. FBI boğulduklarını söylese de cesetleri hiçbir zaman bulunamadı.

40_640x480

 

Burada geçen ilginç olaylardan biri de 1946 yılında mahkumların isyan etmesidir. Altı mahkûm, gardiyanların silah galerisinin anahtarlarını ele geçirirler ancak dış kapı anahtarını bulamadıkları için de içerde kapana kısılırlar.  Olaylar o kadar büyür ki ABD Deniz Piyadeleri müdahale etmek zorunda kalırlar ve sonuçta üç mahkûm, iki gardiyan hayatını kaybeder. Ayaklanmayı bastırmak amacıyla yukarıdan atılan ve patlayan el bombalarının izi hala durmaktadır.

39_480x480

Sadece bomba izleri değil o kalkışma sırasında duvarlara yazılan “Johnson”, “Nixon”, “Reagan” yazıları da durmaktadır. O dönemin başkanı Nixon, bir önceki dönem başkanı Johnson ve o dönem California Valisi Reagan hedef alınmış ve protesto için isimleri yazılmıştır.

41_640x480

1963 yılında hapishane kapatılınca ada kaderine terk edilir ve uzun bir süre burası boş kalır. 1969 yılında kendilerine “Tüm Kabilelerin Kızılderilileri” diyen bir grup aktivist, 1868 tarihli anlaşmayı öne sürerek adayı geri talep ettiler. Amerikan hükümetine 24 dolar değerinde boncuk ve kırmızı kumaş karşılığı adayı almak için teklifte bulundular. (Zamanında Manhattan Adası yerlilerden bu şekilde alındığına dair bilgiye istinaden)

43_640x480

44_640x480

47_360x480

400 kişinin yaşadığı ve 19 ay süren işgal, tüm dünyada ses getirdi. Hükümet, buradaki yaşamı imkânsız hale getirerek 1971 yılı haziran ayında kalan son kişileri de tahliye etti. Ancak bu olaylar, Kızılderili tarihinde dönüm noktası oldu ve pek çok haklarını kazandılar. Belki de en büyük hak; Kızılderili olmanın utanç kaynağı olmaktan çıkıp gurur vesilesine dönmesiydi.

46_480x480

48_640x480

45_480x480

Hapishanede hala onlardan kalan sloganlar, grafitiler, işgal sırasında kurulan çadırlar, adada ders çalışan çocukların ve orada yaşayanların fotoğrafları, belgeler sergilenmekte. Tabii en etkileyici olanlar; iskele binasındaki “YOU ARE ON INDIAN LAND”  ve su kulesindeki “PEACE AND FREEDOM” yazılarıydı

17_480x480

4_640x480