BİR BEZ BEBEKTEN YOLA ÇIKARAK DOĞAN MASALSI KASABA ; CARMEL VE RENKLİ EVLERİYLE SANKİ ONUN EŞLİKÇİSİ; CAPİTOLA BEACH
BİR BEZ BEBEKTEN YOLA ÇIKARAK DOĞAN MASALSI KASABA ; CARMEL VE RENKLİ EVLERİYLE SANKİ ONUN EŞLİKÇİSİ; CAPİTOLA BEACH
Kaliforniya’nın ünlü Pasifik sahil yolu (Pacific Coast Highway) üzerinde seyahat ederken Carmel-by-the-Sea Kasabasında ufak da olsa bir mola vermelisiniz. Adeta büyük bir sanat galerisi gibi olan Kasaba, masal kitaplarından fırlamış gibi büyüleyici.



Arnavut kaldımları, evleri, sokakları süsleyen heykelleri ile bir anda sizi sarıp sarmalayacak. Kasabanın karakterini belirleyen en önemli unsur; ağırlıklı olarak masal tarzı kır klübelerinden oluşması. Kıvrımlı çatılar, taş bacalar, asimetrik pencereler bu masalsı evlerin temel özelliklerinden. “Comstock Evleri” olarak anılan bu mimari rüyanın fikir babası da Hugh Comstock olup 1920 lerde hayata geçirilmiş. Bir bebek koleksiyoneri olarak kasabanın doğuş hikayesi de çok hoşuma gitti.



Aslında bu işin fikir babası olan Hugh Comstock, eşinin ürettiği bez bebekleri sergilemek için masalsı bir mekan yaratmak istemiş ve bunun için de İngitere’nin kırsal köylerindeki taş evlerden esinlenmiş. Özellikle de Hans Christian Andersen ya da Grimm Kardeşler’in masal kitaplarındaki çizimlerden ilham almış. Ama aynı zamanda Kaliforniya’nın kendi tarihi geçmişinden gelen İspanyol ve Akdeniz esintileri de mevcut. Kasabadaki Carmel Mission ( Mission Kilisesi ) kalın kerpiç duvarları ve İspanyol mimari detayları ile bunun en güzel örneklerinden biri.



Bu kasabaya özgü; sokak aralarındaki taş kemerlerin arkasına saklanmış gizli avlular da (courtyards) asılı çiçekler ve kiremit detayları da İspanya ve Akdeniz’den esintiler taşımakta. Özellikle Tuck Box çevresinde bu tür gizli avlular çoğunlukta ve sizlerin keşfetmesini bekliyor.


Her köşesinde estetik ve tarih fışkıran bu kasabaya tarih boyunca yazarlar, ressamlar, şairler ilgi göstermiş ve onlar için bir sığınma yeri olmuş. Tabii ki bunun sonucunda bu kasaba adeta bir sanat galerisine dönüşmüş. Burada zincir restoranlar, dev mağazalar yok. Bunun yerine yerel sanatçıların butik atölyeleri, gizli avlularda saklı kalmış küçük kafeler, sevimli antika dükkanları, bağımsız sanat galerileri mevcut. Carmel, bohem ruhunu günümüzde de gururla taşıyor.



Burası için en sıra dışı özelliklerden biri de; evlerin, dükkanların ve sokakların numarasının olmamasıdır. Bu numaralar yerine; “Hansel Gratel” , “Deniz Kabuğu” gibi şirin isimlerle anılmaktalar. Posta kutuları dahi yok ve yerel halk postalarını Postaneden almaktaymış. Yıldızlardan daha çok etkileşim olması için sokak lambaları bile minimumda tutulmuş. Akşamları bu yüzden yerel halk yanında mutlaka fener taşımaktaymış. Bu deneyimi de yaşamak, Carmel’in gecesine de şahitlik etmek isterdim ama inşallah bir başka sefere diyelim.



Bu masalsı Kasaba’nın çok hoşuma giden taraflarından biri de aniden karşınıza çıkıp sizi şaşırtan ve mutlu eden sokak heykelleri. Bunlardan en ünlü olanı; kendileriyle sohbet etme şansını yakaladığım yaşlı çift. George Lundeen tarafından yapılan ve “The Valentine” olarak adlandırılan ve sevgiyi temsil eden heykel, bronzdan yapılmış.


CAPİTOLA BEACH;
Masalsı kasaba Carmel’den sonra rengarenk evleriyle ona çok iyi eşlik edebilecek “Capitola Beach” de mutlaka ziyaret edilmeli. Zaten her ikisi de aynı körfezin ( Monterey Körfezi) çevresinde yer almakta ve aralarında yaklaşık 45- 50 dakikalık bir mesafe bulunmaktadır.


Burayı dünya çapında bir fotoğraf noktası haline getiren ve kıyıda yer alan evler; rengarenk olup pastel tonlarındadır. “ Capitola Venetian- Venedik Evleri” olarak anıllan bu sevimli evlerde, sarı, pembe, turkuaz , mor ve yeşilin en güzel tonları kullanılmış. Tabii okyanusun maviliği de buna eşlik edince adeta canlı bir tuval ortaya çıkmış.

1920’ erin başında burada Venedik esintisi taşıyan lüks bir tatil köyü oluşturmak istenmiş ve Soquel Deresi’nin Okyanusa döküldüğü yerde bu kıyı konutları inşa edilmiş. İlk yapıldığında böyle renkli olmayıp daha çok krem, bej ve açık kahverengi gibi tonlar tercih edilmiş. Zamanla burası tatil evleri olarak popüler olmuş. 1960 -1970’li yıllarda ise buraya canlılık ve ve neşe kazandırmak istenmiş ve böylece evler rengarenk boyanmış. 1986 yılında ise bu evler Ulusal Tarihi yerler siciline dahil edilip koruma altına alınmış.





