GRAND CANYON – DOĞANIN SESSİZ DEVİ
GRAND CANYON – DOĞANIN SESSİZ DEVİ

Bazı manzaralar vardır; sadece gözlerinizi değil, algılarınızı da zorlar. Grand Canyon, işte
tam olarak böyle bir yer.
Batı Amerika gezisinin en merak ve heyecan uyandıran noktalarından biriydi Grand Canyon.
Eğlence, gürültü ve görsel zenginliklerle dolu bir şehirden ayrılıp, doğanın milyonlarca yıl
boyunca sabırla şekillendirdiği devasa bir manzaraya doğru ilerlemek insanda bambaşka
bir duygu yaratıyor.

Grand Canyon’a yaklaştıkça insan, doğanın ölçüsünün ne kadar farklı olduğunu anlamaya
başlıyor. Arizona eyaletinin kuzeyinde, Nevada ve Utah eyalet sınırlarına yakın konumlanan Grand Kanyon’a üç farklı yerden giriş yapılabilmekte;
– South Rim (Güney Kenarı): En popüler ve yıl boyu açık olan bölüm
– North Rim (Kuzey Kenarı): Mevsimsel olarak açık
– West Rim (Batı Kenarı): Skywalk cam yürüyüş yolu ile bilinir ve Las Vegas’a en yakın noktadır.

Biz, South Rim’in 4–5 gişesinin bulunduğu kapısından, bir müddet araba sırasında bekleyerek giriş yaptık. Rezervasyon gerekmeden giriş kapıda ödeme yapılarak gerçekleştiriliyor. Burada; Mother Point, Yavapai Point ve Desert View gibi pek çok seyir noktaları bulunmakta.



Mather Point’te kanyonla ilk karşılaşmamda adeta şok etkisi yaşadım.
Bu kadar derin, bu kadar geniş bir boşluğun karşısında insanın zihni bir an duruyor. Gözlerimi bir noktaya odaklayamadım… sanki her katmanı, her rengi aynı anda anlamaya çalışıyordum.
Ne kadar süre sessiz kaldığımı hatırlamıyorum. Sonrasında gördüklerimi, hissettiklerimi fotoğraf karelerine yansıtmaya çalıştım….ama nafile
En çok şaşırdığım anlardan biri de; bu dev yapının mimarı olan Colorado Nehrinin, yaklaşık 1,5 Km. Yukarıdan bakıldığında incecik bir çizgi gibi görünmesiydi. Oysa ki nehrin genişliği, ortalama 60-100 metre civarındadır. Bu algıyı yaratan, kanyonun genişliği ve katmanlı yapısıdır.



Burası, yalnızca bir kanyon değil; adeta dünyanın en büyük doğa sahnesi gibi. Başroldeki Colorado Nehrinin, milyonlarca yılda sabırla işlediği kanyonun uzunluğu yaklaşık 446 Km. olup genişliği bazı yerlerde 29 Km. ye kadar ulaşır. Derinliği de 1.800 metre civarındadır. Toplam alanı yaklaşık 4.926 kilometre kare olup 1908 yılında “ulusal anıt” ilan edilip korumaya alınmış ve 1919 tarihinde de Milli Park ilan edilmiştir. 1979 yılından beri de Unesco Dünya Miras Listesindedir.



Arizona Eyaletinin kuzeyinde uzanan bu devasa yarık; katman katman yükselen, kırmızıdan turuncuya, kahverengiden altın sarısına uzanan tonlarla ufka kadar yayılır.
Güneşin açısına göre rengi sürekli değişen kanyon, yaklaşık 5–6 milyon yıl önce Colorado Nehri’nin kayaları aşındırmasıyla hız kazanmıştır. Ancak kanyonu oluşturan kaya katmanlarının tarihi çok daha eskidir.
Jeologlar burada yaklaşık 2 milyar yıllık kaya katmanlarını inceleyebilmektedir. Bu nedenle Grand Canyon dünyanın en önemli doğal jeoloji laboratuvarlarından biri kabul edilir.
Kanyonda görülen katmanlar farklı dönemlerin izlerini taşır. Eski denizlerin bıraktığı kireç taşları, çöllerin oluşturduğu kumtaşları ve eski nehirlerin getirdiği tortul tabakalar kanyon duvarlarında açıkça görülebilir.
Bu katmanların farklı renkleri Grand Canyon’un eşsiz görsel zenginliğini oluşturur.



Yeri gelmişken hemen önemli bir ayrıntıya değinmek isterim: Dünyada ondan daha derin, daha geniş, daha ulaşılmaz olanlar da mevcut ama Grand Kanyonun özelliği, ölçülerinde de değil…hissettirdiklerinde. Çünkü burada; katmanlar gözünüzün önünde, renkler seçilebilir, mesafeler hayal edilebilir. Bu yüzden de dünyanın en büyük kanyonu olmasa da en fazla iz bırakanlardan biridir.



Güzel olan tarafı; Kanyon bitmiş bir şey değil. Nehir hala akmaya, kayaları aşındırmaya devam ediyor. Dolayısı ile biz, devam eden bir doğa olayına da şahit oluyoruz.



Kanyon ile ilgili çok ilginç hikayeler de mevcut. Burası ile ilgili ilk incelemeler 19. Yy. sonlarında başlamış. 1869 yılında Amerikalı keşif John Wesley Powell, Colorado nehri boyunca kanyonu keşfetmeye kara vererek ekibi ile yola çıkar. Zorlu keşif yolculuğu, üç ay sürer ve bölgenin ilk bilimsel haritaları çıkarılır. Bu yolculukta maalesef yitirilenler de olur.

Kanyon ile ilgili edindiğim ilginç bilgilerden biri; içinde turkuaz renkte şelalelerin olması idi. Onlara bu rengi veren de Kalsiyum karbonat mineralleri imiş. Bir diğeri de; kanyonun içinde iklimin çok farklı olması. Taban, üst kısımlara göre 10-15 derece daha fazla sıcaklığa sahip.
Yazımı bu gezi sırasında öğrendiğim ve “ Amerika’nın milli parklarının babası” olarak anılan, pek çok milli parkın kurulmasına ilham veren John Muir’e ait bir sözle bitirmek isterim; “Doğada yürüdüğünüzde aslında aradığınız şeyin kendiniz olduğunu fark edersiniz”




